“Peygamber efendimiz (s.a.v) ve 1441 Mevlid kandili”

featured
Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala

Rahmân ve Rahîm olan Yüce Allah’ın adıyla…

Allahu teâla Kur’an-ı keriminde şöyle buyurdu: (Ve Habibim Ahmed), Seni âlemlere ancak Rahmet olarak gönderdik. (Enbiya suresi, ayet 107)

Hamd âlemlerin Rabbi ALLAH (c.c.) içindir. Salât ve Selâm Peygamber efendimiz Hazret-i Muhammed Mustafa (s.a.v)’in, âli’nin ve ashâbının üzerine olsun inşaallah.

Muhterem Müslümanlar,

8 Kasım 2019 yâni 11 Rebiulevvel 1441 Cumayı 12 Rebiulevvel 1441 Cumartesi gününe bağlayan gece Peygamber efendimiz hazret-i Muhammed Mustafa (s.a.v)’in dünya’yı şereflendirdikleri gece yani Mübârek Mevlid kandili gecesidir. Tüm Islam âlemi olarak Mevlid kandilini yani Peygamber efendimiz (s.a.v)’in doğumunu inşallah hep birlikte idrak etmiş olacağız.

Bu vesileyle tüm islam âleminin ve Ümmet-i Muhammed’in mübârek Mevlid kandilini tebrik ederiz.

Peygamber Efendimiz (s.a.v)’i elbette anlatmak mümkün değildir, sahifeler yetersiz kaldığı gibi kelimelerlede O’nu anlatmak kifayetsiz kalır. Lakin bu mübârek gecenin bereketinden istifâde edebilmek için Peygamber efendimiz (s.a.v) hakkında birkaç nalumâtı âcizâne arz etmek istedik. Inşallah hayır duâlarınızı temenni eder, Peygamber efendimiz (s.a.v)’in şefaatlerini niyaz ederiz. 

1) Peygamberimiz Muhammed Mustafa (s.a.v). 

Peygamberimizin adı Muhammed (sallallâhü aleyhi ve sellem), babasının adı Abdullah, annesinin adı Âmine’dir. Ana karnında yedi aylık iken babası vefât etmiştir. M. 571 senesi Nisan ayının yirminci; Rebîulevvel ayının onikinci (Pazartesi) gecesi sabaha karşı Mekke’de doğmuştur. Ondaki peygamberlik nûru, bakan gözleri kamaştırıyordu. Dört yaşına kadar sütannesi Halîme’nin yanında kaldı. Sonra ailesine teslim edildi. Altı yaşında iken annesi Âmine vefât etti. Dedesi Abdülmuttalib onu yanına aldı. Annesinden iki sene sonra, sekiz yaşında iken dedesi de vefat etti. Bu defa da amcası Ebû Tâlib’in yanında kaldı.

Peygamberimizin (s.a.v.) çocukluk ve gençlik çağları, bekârlık- evlilik devirleri, hâsılı bütün hayâtı hiç bir insana nasîp olmayan fazîlet ve kemâlât ile geçmiştir. Yirmi beş yaşında Hadîcetü’l-Kübrâ vâlidemiz ile evlendi. 

Hiçbir zaman putlara tapmadı. Hz. İbrâhim Aleyhisselâm’ın dîni üzere Allâh’a ibâdet ederdi. Zaman zaman Mekke civarında bulunan Hirâ dağına gider, Allâh’ın kudret ve büyüklüğünü düşünürdü. Peygamberimiz (s.a.v.) yine bir gün, Hirâ mağarasında iken Cebrâîl Aleyhisselâm, Allâh’ın emri ile ona peygamberlik vazîfesini bildirdi ve ilk âyetleri indirdi. 

Kur’ân-ı Kerîm, yirmi üç senede tamam oldu. Peygamberimiz (s.a.v.), on üç sene insanları Mekke’de hak yola davet etti. Büyük meşakkatlar ve ızdıraplar çekti. Her şeye sabredip Allâh’ın varlığını, birliğini yaymaya çalıştı. Sonra Medîne-i Münevvere’ye hicret etti. On sene de Medîne’de peygamberlik vazifesini bütün gücü ile yerine getirdi. İnsanlara insanlığı öğretti, medeniyeti belletti. Karanlık gönülleri İslâm’ın nûru ile aydınlattı. Böylece vazifesini tamamladı. Altmış üç yaşında vefât etti. İnsanlık âlemine hidâyet rehberi olan Kur’ân-ı Kerîm’i ve sünnet-i seniyyesini tavsiye ve emânet etti. 

2) Peygamber efendimizi (s.a.v) sütannesi anlatıyor.

Peygamberimizin (s.a.v.) sütannesi Halîme Hâtun, O’nu teslim almasını şöyle anlattı: 

“Muhammed Mustafâ’yı (sallallâhü aleyhi ve sellem) yeşil bir ipeğe sarmışlar, üstüne de sütten beyaz ve misk kokulu bir yün örtmüşlerdi. Peygamberimizi (s.a.v.) mübârek sırtı üstüne yatırmışlardı. Uyuyordu. Cemâl-i şerîfine baktım, uyandırmaya kıyamadım. Yavaş yavaş yanına vardım. Elimi göğsünün üstüne koydum. Mübârek gözlerini açıp yüzüme baktı, güldü ve gözlerinden bir nurun çıkıp tâ göklere yetiştiğini gördüm. Onu, iki gözlerinin arasından öptüm ve ona sağ göğsümü verdim, aldı. Doyana kadar emdi. Ondan sonra sol göğsümü verdim, almadı. Daha sonra da hep böyle yaptı. Dâimâ sağ göğsümü emerdi, sol taraftan hiç emmezdi.

Bir merkebimiz vardı, çok yavaş yürürdü. Muhammed Mustafâ’yı (s.a.v.) alıp Mekke’den yurdumuza dönerken merkep öyle hızlı yürümeye başladı ki, diğer kadınların merkepleri arkamızda kaldı. Bir devemiz vardı, çocuğumuza gıdâ olacak kadar süt vermezdi. Muhammed Mustafâ’yı (s.a.v.)  alıp evimize getirdiğim sırada kocam deveyi sağmaya gitti. Gördü ki, memeleri sütle dopdolu olmuş. Kocam dedi ki: Yâ Halîme! Aldığın yetimin ayakları mübârek imiş. Gelir gelmez bereketi zâhir oldu, gecemiz bir başka oldu. 

O yıl öyle bir kıtlık yılı idi ki, davarlar otlayacak bir şey bulamazlardı. Bizim koyunlarımız Allâh’ın fazlı ve inâyeti ile sütlenirdi. Bolluk ve nîmetler içinde geçinirdik. Diğer kimselerin davarları bir damla süt vermezdi. Çobanlarına tenbih ederler, siz de davarınızı Halîme’nin davarlarının gezip otladığı yere alın götürün, derlerdi.” 

Bir gün Resûlullah Efendimiz (s.a.v.), sütkardeşi Şeymâ ile öğle sıcağında kuzuların arasına gittiler. Halîme Hâtun gidip onları buldu. “Bu sıcakta niçin dışarı gidiyorsunuz?” dedi. Şeymâ dedi ki: “Anneciğim! Kardeşime sıcak dokunmaz. Ben gözlerimle gördüm; gezdiği yerlerde başının üzerinde bir parça bulut, o nereye giderse onunla berâber gidiyor, durduğu zaman da duruyor.” Sallallâhü aleyhi ve sellem.

Salât sana, selâm sana ey Allâh’ın Resûlü. Sen âlemlere rahmetsin. Bütün insanların ve cinlerin peygamberisin. Sen peygamberlerin sonuncususun. Sen Muhammed Mustafa (s.a.v)’sin.

Mevlid kandiliniz mübarek olsun. Hayırlı ve bereketli Cumalar dileriz.

Vesselam.

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Uygulamayı Yükle

Uygulamamızı yükleyerek içeriklerimize daha hızlı ve kolay erişim sağlayabilirsiniz.