“Okul”

featured
Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala

Elimden gelse şu eğitim sistemimizi baştan aşağıya değiştirmek isterdim.

Çocuklarımızın fıtratına uymayan o kadar büyük yanlışlarla dolu ki…

Bir kere sabahın kör karanlığında bir çocuğu uyandırıp okula sürükleyerek, bir sıfır yenik başlıyoruz meseleye. Ne motivasyon kalıyor ne istek…

İkincisi sınıfları buz gibi sıralarla doldurmak yerine, içeri girildiğinde adeta bir oyun parkına geldiğini hissettiren, huzur veren, hatta evcil hayvanların olduğu bir alan olsa sınıf. Rengarenk duvarlar, oyuncaklar, ayakkabısız, halıların ve yastıkların üzerine ister oturup ister uzanabileceği rahat bir ortam olsa keşke…

Şimdi diyecekler ki, orası ciddi bir eğitim yeri, oyun parkı değil. İşte tam da bu yüzden çocuklarımız okula gitmekten keyif almıyor. Çünkü mecburi, ciddi, itici ve soğuk…

Sonra her okulun bahçesi olsa keşke. Ağaçlarla, toprakla, bitkilerle iletişime geçse çocuklar. En fazla yarım saat süren derslerden sonra 20şer dakikalık teneffüs zamanları olsa. Enerjisini koşarak zıplayarak atsa çocuk. Stresten eser kalır mı? İyi de efendim, bu hızla gidersek senelik müfredat yetişir mi hiç? Yetişir efendim! Zaten o ders müfredatının yarısı gereksiz ve boş şeylerden ibaret. Mesele saatlerce ders çalışmak değil, az ve kaliteli ders almaktır.

Bir de şu ödev meselesi var tabi. Bütün gün çocuğu put gibi oturt, sadece öğretmenini dinlemesini söyle, eve gelince de ödevlerine çalışmasını iste. Sonra doktor hanım benim çocuk hiperaktif ve dikkati dağınık, ödevlerine odaklanmıyor, okula gitmek istemiyor… Siz ister miydiniz? Çok açık söylüyorum, çocuğunuza 15 dakika’dan fazla ev ödevi yaptırmayın. Gerekirse kalanını siz tamamlayın! Ne? Çıldırmış bu psikolog! Evet delirttiler. Gayet ciddiyim. Çocuklarınızı zorla ödev başında tutmak, onları sadece okuldan değil, öğrenmekten, bilgiden, ilimden soğutur. Eve geldiğinde huzur bulsun, okulda bir komutandan kurtulup, evde başka bir komutana yakalanan askerler yetiştirmiyoruz. Hatta biraz koşsun, sizinle mutfakta salata yapsın, kardeşiyle boğuşsun, ne bileyim işte. Ruhu nefes alsın… Bizler işten çıkınca günün gerginliğini atmak için koltuğumuza yayılıp en sevdiğimiz diziyi dört gözle beklerken, onların ödevlerini yapıp derslerine çalışmalarını istiyoruz. Adalet mi bu hakim bey?

Hah, geldik en sevdiğim yere. Sınavlar ve cezalar. Çocuğunuzu rencide mi etmek istiyorsunuz? Okuldan hepten tiksinmesini mi istiyorsunuz? Öyleyse sınav üstüne sınav yapın, tembellik ediyorsa disipline gönderin, olmuyorsa da sınıfta bırakın, akranlarından geri kalsın, en sevdiği sıra arkadaşlarından ayrılsın da aklı başına gelsin..(!) Hatta haytalığa devam ediyorsa muhtemelen geri zekalıdır. Ya özel okula terkedin, ya da herhangi bir meslek okuluna yazdırın da iyi kötü bitirsin okulu (!) Tamam da efendim, sınav olmadan, sınıfta bırakmadan başarılı veya başarısız öğrenciyi nasıl ayırt edeceğiz? Ayırt ettiğimiz için toplumumuz bu halde. Zengin fakir, doktor amele diye meslekleri kaliteli kalitesiz diye sınıflandırdığımız için mutsuz ve doyumsuz değil miyiz? Halbuki çocuğa tek tip bir eğitim dayatmak yerine yeteneğine odaklanıp, onu mutlu edecek bir alana yönlendirmek daha zekice olmaz mı? Meslekleri piramitler şeklinde sıralamak yerine hepsine değer versek, bugün bir çöpçü dahi işini canla başla yapar…

Bir de öğretmenler. Güzel eğitimcilerimiz. Eskisi gibi değer verilmeyen, ya da değerinin farkında olmayan, ya da zorla bu mesleği seçmek zorunda kalmış öğretmenler. Tüm bu hengamenin ve kargaşanın içinde mutsuz, sinirli, öfkeli, çocuk psikolojisinden anlamayan, tek derdi müfredatı zamanında yetiştirip, saat 15.00 olduğunda koşa koşa evine gitmek isteyen yeni yetme öğretmenler. Onların durumu daha da içler acısı. Öğretmeni mutsuz olan bir sınıfın öğrencileri nasıl mutlu bireyler olabilir?

İyi diyorsun güzel diyorsun da bu anlattıkların hayal olur ancak. Gerçekte böyle bir şey mümkün değil diyeceksiniz. Hayal değil, örnekleri dünyamızda var.

Bakınız, Finlandiya. Şu anda dünya sıralamasında en iyi eğitim sistemine sahip, Finlandiya’lı çocuklar Dünya Dil ve Matematik sınavlarında (Pisa) birinci sıralarda. Çok çalıştıkları için mi? Hayır! Çok oyun oynadıkları için. Onların eğitim sistemini birazcık inceleyin, hayrete düşeceksiniz. Sınıfta kalmak yok, bir sonraki sene, akranlarının seviyesine gelmek için özel sınıflar var. Saatlerce ders yok. Düz lise, meslek lisesi yok, sayısal sözel yok, yeteneğe ve isteğe göre yönlendirme var. Finlandiya’lı bir genç, aşçılık okuluna gideceği için, oto tamircisi olacağı için heyecanlanıyor. Çünkü tüm mesleklere değer veriliyor.

Son olarak altını çizmek istediğim en temel fikir şudur : Bilgiye aşık olmadan, eğitim alamazsınız. Çünkü aşk olmadan kemale erme olmaz. Bugün çocuklarımız bilgiyi taşıyor, ama sindirmiyor. Çünkü mutlu etmiyor öğrenmek… Çünkü öğretilenlerin çoğu unutulmaya mahkum. Siz ilk okul yıllarınızda öğrendiklerinizin ne kadarını hatırlıyorsunuz?

Bir çocuk bugün ekran karşısında saatlerce dikkatini kaybetmeden oyun oynayabilir. 15 dakika matematik çalışamayan çocuğa hiperaktif diyoruz ama söz konusu Play Station, Fortnite, vb oyunlar olunca, çocuk yerinden kalkmıyor… Neden sizce? Haylaz tembel olduğu için mi? Hayır. Buyrun size cevabı. Bu kardeşinizin kıyağını da unutmayın.

Bilgiye ve öğrenme aşkına ulaşmak için 4 tane altın şart vardır :

Bilgiye ve öğrenme aşkına ulaşmak için 4 tane altın şart vardır :
1. Dikkat
2. Aktif katılım
3. Cezasız Bilgi geri dönüşümü
4. Sağlamlaştırma

Şimdi Video oyunlarını ele alalım :

Her şeyden önce çocuğun dikkatini tamamen ele geçirir.

Her an faaliyet halinde olması gerekir, sürekli ellerini ve zihnini çalıştırmak zorundadır.

Deneme ve yanılma yoluyla, tekrar tekrar oynamaya teşvik eder. Bunu da rencide etmeyen, korkutmayan ceza-mükafat sistemiyle yapar.

Sürekli ufak ufak seviyeler atlatarak öğrenilen bilgiyi sağlamlaştırır.

Tüm bu kuralların okulda öğretilen müfredata uygulandığını bir an düşünün. Her sabah adeta bir video oyununda yaşarcasına koşarak okula gitmez mi çocuklar?

Velhasıl, eğitim sisteminin bu denli korkunç ve yanlışlarla dolu olduğu bir dünyada, çocuklarımıza en azından evlerinde huzur verelim. Ödev yapmayı değil, zevkle kitap okumayı öğretelim, ansiklopedi karıştırmanın ve bilgiyi aramanın keyfini yaşatalım, evimizin her köşesinde kitaplar ve dergiler olsun.

Akşamları herhangi bir konu hakkında tartışalım, meraklarını kabartalım. Okulun zoraki kalıplarından çıkarıp, ilim deryasında yüzmeyi öğretelim…

Okul hayatı ve sınavlar geçer, baki kalan güzel anılardır…

Sevgi ve muhabbetlerimle…

Cemile Tetik

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Uygulamayı Yükle

Uygulamamızı yükleyerek içeriklerimize daha hızlı ve kolay erişim sağlayabilirsiniz.