İNGİLTERE – OSMANLI İLİŞKİLERİNİN UNUTULAN 30 YILI

featured
Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala

İngiltere – Osmanlı ilişkileri ile ilgili verdiği röportajda, “Osmanlı, Avrupa rönesansında kilit bir aktördü. Fatih Sultan Mehmet, rönesans döneminin en büyük sanat ve bilim hamilerindendi” diyen Prof. Dr. Brotton, İngiltere tahtına geçen I. Elizabeth’in, Katolik İspanya ve Papalık karşısında kendisine müttefik olarak Osmanlı’yı seçtiğine vurgu yaptı.

LONDRA (AA) – TAYFUN SALCI – Büyük Britanya İmparatorluğu, 1920’li yıllarda dünya Müslümanlarının da yarıdan fazlasını hakimiyetine almıştı ancak imparatorluğun İslam dünyası ile ilişkisi, Güney Asya’dan Ortadoğu’ya ve Afrika’ya uzanan bir coğrafyada Müslüman halklar üzerindeki doğrudan veya dolaylı hakimiyetinden çok önce başlamıştı.

İngiltere, 450 sene önce dönemin Katolik Avrupasından “aforoz” edilmiş ve kendisini Osmanlı İmparatorluğu ile ticari ve siyasi ittifak kurarak koruyabilmişti.

Queen Mary Üniversitesi Rönesans Araştırmaları Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Jerry Brotton, geçen günlerde yayımlanan “Şu Şarklı Ada” (This Orient Isle) kitabında, Avrupa’nın batısında çelimsiz bir ada devleti olarak İngiltere’nin Kraliçe I. Elizabeth döneminde Osmanlı İmparatorluğu ile yakınlaşmasının öyküsünü anlatıyor.

Londra’nın en eski kitabevi Hatchards’ın uzun süre bütün vitrinini ayırdığı kitap, kamu yayın kuruluşu BBC’de de özetlenerek okundu.

İngiliz yazılı basınında da geniş yer alan kitapla ilgili olarak Financial Times, Brotton’ın  “Doğuyu başka yerde aramaya gerek olmadığını, zaten İngiltere’de, hem nahoş hem de heyecan verici şekilde eve yakın olduğunu” gösterdiğini yazarken, Guardian, “Pek çok kişinin İslam’ı yakın zamanda ortaya çıkan ve yabancı bir rahatsızlık unsuru gibi gördüğü bir dönemde, Brotton’ın kitabı İngiltere tarihinin dikkatle incelenmesinin bu görüşün yanlışlığını ortaya koyacağını hatırlattığını” yazdı.

Elizabeth’in Papalık tarafından 1570’de aforoz edilmesiyle başlayan öykü, İngiltere’nin ticaretten sanata, siyasete ve savunmaya uzanan bir alanda Osmanlı ve dolayısıyla İslam’ın etkisinde kaldığı 30 yılı kapsıyor.

– Batı’nın 16. yüzyıldaki sorunu: Protestan İngiltere

AA muhabirinin sorularını yanıtlayan Jerry Brotton, 11 Eylül saldırılarının, İslam’ın terörle ilişkilendirilmesinin, İslamofobinin, yabancı düşmanlığının ve sığınmacı krizinin gölgesindeki bugünkü Avrupa’da, I. Elizabeth döneminde Osmanlı, İslam ve Doğu ile kurulan ilişkinin hatırlanmasının özellikle önemli olduğunu söyledi.

“Batı ile İslam dünyasının ilişkileri, 11 Eylül saldırısı veya 7 Temmuz Londra saldırıları ile başlamadı. Bu ilişki her zaman çatışma ilişkisi de değildi. Ticarete, toleransa, alışverişe dayanan bir boyutu da vardı.” ifadelerini kullanan Brotton, şunları kaydetti:

“Batılı siyaset belirleyiciler Ortadoğu sorunundan söz ettiklerinde bu tarihi arka planı bilmeden konuşuyorlar. Şii ile Sünni arasındaki farktan bile habersizler. Halifeliğin tarihinden bihaberler. Bu tarihi hiç bilmeden burada bir siyaset belirleyebileceklerini, yasa koyabileceklerini zannediyorlar. Sonuçta da Suriye’deki gibi bir tablo çıkıyor ortaya. Bugün bir grup Times, Guardian, Economist muhabirine gitseniz ve Şii ile Sünninin farkı nedir diye sorsanız, kaçı bilebilir? Batı medyası bu konuları anlamaya çalışmıyor bile.”

– İngiltere’nin İslam’a en yakın 30 yılı

“Batı’nın bir İslam sorunu olduğunu söyleyenlere, Batı’nın 16. yüzyılda da ‘Protestan İngiltere sorunu’ olduğunu hatırlatmak istiyorum.” diyen Brotton, 16. yüzyılda Osmanlı’nın karşısında artık Protestan ve Katolik olarak parçalanmış bir Avrupa olduğunu anlattı.

Brotton, İngiltere tahtına geçen I. Elizabeth’in de Katolik İspanya ve Papalık karşısında kendisine müttefik olarak Osmanlı’yı seçtiğini belirtti.

Ticari ve siyasi ittifakın, iki hükümdar arasındaki mektuplaşmalarda teolojik olarak da temellendirildiğini, özellikle Elizabeth’in “putperestlik” diye nitelendirdiği Katolikliğin karşısında Protestanlık ile İslam’ın benzerliklerinin altını çizdiğini aktaran Brotton, şunları söyledi:

“Elizabeth Osmanlı Sultanı III. Murat’a tabi olarak, kendisinin daha aşağı bir konumda olduğunu kabul ederek gitti. Murat da Elizabeth’e ‘Evet, tabii, gel. Kim olduğunu bilmiyorum ama madem istediğin şey ticaret yapmak, yapabilirsin’ mealinde bir karşılık verdi. III. Murat bununla ‘Biz çok-kültürlü, çok-inançlı bir imparatorluğuz. Gücümüzü tek bir siyasetten veya dinden almıyoruz, İspanya’dan farkımız da bu. Biz herkesi istiyoruz, Katolikleri, Yahudileri.. Herkes bizimle ticaret yapabilir, yeter ki bize tabi olduklarını kabul etsinler’ demiş oluyordu.”

– İngilizler Türkleşti

Elizabeth döneminde Türk ile Müslümanın aynı anlamda kullanılan kelimeler olduğunu vurgulayan Brotton, “Türkleşmek” tabirinin de o dönemde İslamı seçenler için kullanıldığına işaret etti.

16. yüzyıl sonunda İngilizler arasında İslamı seçenlerin sayısının sanıldığından fazla olduğunu anlatan Brotton, “Yüzlerce, binlerce Protestan Müslüman oldu. Protestanlık, bir nesil yaşayacağına bile kuşkuyla bakılan bir inançtı. Müslüman olan, dönemin tabiri ile Türkleşenler ise bazı durumlarda Osmanlı İmparatorluğu bünyesinde önemli görevlere gelebiliyordu.” diye konuştu.

Brotton, buna en çarpıcı örneği 1577 Osmanlı donanmasına esir düşen, hadım edilen ancak Müslüman olup Kılıç Ali Paşa’nın en önemli yardımcılarından biri konumuna yükselen İngiliz tüccar Samson Rowlie’yi gösterdi. Hasan Ağa adını alan Rowlie, esaretinin üzerinden 10 yıl bile geçmeden bu mevkiye yükselmişti.

Brotton, İngiltere’de Haçlı seferlerinin etkisi ile dolaşımda olan, İslam’la ilgili yanlış bilgilerin, ülkenin Osmanlı ile kurduğu yeni ilişkilerle birlikte başlayan etkileşim içinde değişmeye başladığını kaydetti.

Pek çok İngilizin “Ben bu insanları biliyorum, eski hikayelerde anlatıldığı gibi değiller. Puta tapmıyorlar. Puta tapan aslında Katolikler.” demeye başladığını aktaran Brotton, şunları kaydetti:

“Etrafa bakıyorlar ve Müslümanların her alanda kazandığını görüyorlardı. ‘Mukaddes topraklar kimde? Osmanlılarda. Teslis mi? Gerçekten kafa karıştırıcı. İslam ise ne kadar basit, sade. Allah ve peygamberi. İşte bu kadar’ demeye başladılar. İslam dünyasında ticaret yapıyor, yaşıyor, sağladığı güvenlikten ve diğer imkanlardan yararlanıyorsanız, Müslüman olmak zor da değildi. Bu alanda anlatılmamış pek çok hikaye var.”

– Tudor değil, Türk tarzı

İngiltere’de dönemin süper gücü Osmanlı Devleti’ne karşı ilginin Elizabeth’in babası VIII. Henry döneminde başladığını belirten Brotton, Henry’nin özellikle Türk giysilerine meraklı olduğunu ve bir Osmanlı sultanı gibi giyinmeyi tercih ettiğini anlattı.

Brotton, Henry döneminde başlayan ve Tudor Tarzı diye bilinen giyim tarzının da aslında Türk tarzı olduğuna dikkati çekti.

Brotton 16. yüzyıl sonu İngilteresinde Türk halısı, Türk çinisi sahibi olmanın statü sembolüne dönüştüğünü belirterek, pek çok asilzadenin evinde Osmanlı sultanlarını ve İstanbul’u tasvir eden tabloların bulunduğunu aktardı.

– İngiliz tiyatrosunda Türk ve Osmanlı

İngiltere’nin Osmanlı ve İslam ile ilişkilerinin kendisini, o dönemde doğmakta olan İngiliz tiyatrosunda da güçlü bir şekilde ortaya koyduğunu dile getiren Brotton, 1570-1600 arasındaki 30 yıllık dönemde 100 kadar piyesin konusunun Türkler ve Müslümanlar olduğuna işaret etti.

Christopher Marlowe’un Timur’un, Robert Greene’in Yavuz Sultan Selim’in hayatını konu alan oyunlar kaleme aldığını anlatan Brotton, William Shakespeare’in de 13 oyununda Türklere ve Osmanlı’ya atıf yaptığını kaydetti.

Brotton, “Elizabeth dönemi draması hakkında yüzlerce kitap yazılmıştır ama hiçbiri bundan söz etmez. Tiyatroda tabii ki Müslümanlara hayranlık ifade edilmiyordu ama düşmanlık ifadesinden de ibaret değildi. Daha ziyade, ‘Biz bu insanlarla ticaret yapıyoruz, ittifaklar kuruyoruz ama bunlar bizim kurtuluşumuz mu, yoksa sonumuz mu?’ sorgulaması yapılıyordu.” diye konuştu.

– Katolik kiliselerin çanları Osmanlı’ya silah oldu

İngiltere’nin 1580’de Osmanlı’ya gönderdiği ilk resmi büyükelçi olan William Harborne’un dönemin İngiliz dışişleri bakanlığında en güçlü pozisyonu işgal ettiğini anlatan Brotton, Harborne’un III. Murat’tan ülkesi namına elde ettiği ticari imtiyazların Lozan Anlaşması’na kadar yürürlükte kaldığını söyledi.

İngiltere’nin elde ettiği ticari imtiyazların Katolik dünyasını öfkelendirdiğini anlatan 

Brotton, İngiltere’nin Katolik kiliselerinden söktüğü metalleri, bunları silah üretiminde kullanan Osmanlı’ya satmasının da Katolikleri sarstığını kaydetti.

Elizabeth döneminde Osmanlı ile geliştirilen ilişkilerin unutulmuş durumda olduğunu anlatan Brotton, “İngiliz tarihçiler ‘Bilmiyorum’ veya ‘İnanmıyorum’ diyor çünkü kimse ortadaki malzemeye bakmıyor. Hepsi ortada ama ne hikmetse önemsizmiş muamelesi görüyor.” görüşünü dile getirdi.

– Osmanlı Rönesans’ta kilit aktör

Avrupa rönesansını doğru anlayabilmek için de Osmanlı’nın bu süreçteki rolünü hesaba katmanın zorunlu olduğunu dile getiren Brotton, “Osmanlı, Avrupa rönesansında kilit bir aktördü. Fatih Sultan Mehmet, rönesans döneminin en büyük sanat ve bilim hamilerindendi. Bellini’nin ünlü Fatih tablosu, rönesans tarihini yazarken Osmanlı’yı görmezden gelenleri sıkıntıya soka gelmiştir.” diye konuştu.

İstanbul’un 1453’te fethini takiben Fatih Sultan Mehmet’in dönemin en büyük sanat hamilerinden biri haline geldiğini aktaran Brotton, şöyle devam etti:

“Bellini gibi Venedikli ressamlara portrelerini sipariş etti, Yunanca ve Latince kitapları topladı ve Ptolemy (Batlamyus) gibi Yunan bilim adamlarının kitaplarıyla ilgili yeni bilimsel çalışmaları destekledi. Kanuni Sultan Süleyman da dönemin pek çok Avrupalı sanatçısı ve entelektüeli tarafından büyük bir hami olarak görüldü. Süleyman da pek çok Hristiyan monarkla ve yazarla mektuplaştı. Süleyman, Viyana kuşatması sırasında giydiği devasa papalık tacını da Venedikli kuyumculara ısmarlamıştı. Batı tarihçiliği onların katkısını görmezden gelme eğilimde. Ya İslam kültürünün rönesansta bir rol oynamış olabileceğine inanamıyorlar ya da sessiz bir önyargı içindeler.”

Brotton, “Rönesans tarihini çalışmak için Yunanca veya Latince öğreniliyor, hiç kimse Türkçe, Arapça veya Farsça da öğrenmelisin demiyor. Artık bu alanda eğitim görmüş bir uzman nesle ihtiyacımız var.” diye konuştu.

– Şarklılıktan şarkiyatçılığa

Elizabeth’ten sonra tahta geçen I. James’in Osmanlı ile ittifaktan vazgeçip İspanya ile uzlaşmayı tercih ettiğini anlatan Bortton, bunu takip eden yüzyıllar içinde İngiltere’nin “şarklı” karakterinin yerini de “şarkiyatçılığın” aldığını söyledi.

Botton, “19. yüzyılda İngiltere’nin emperyal hevesleriyle Türkiye’ye ‘Avrupa’nın hasta adamı’ denildi. Akademide de hiç kimse 16. asırda olup bitenlere bakmaz oldu. Şarkiyatçı bakış hakim oldu. Türkiye düşük, despotikti onlara göre. Doğu marjinalleştirildi, Avrupa’nın kendini üstün görme dönemi geldi. Hala bu emperyal ideolojinin gölgesindeyiz.” dedi.

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Uygulamayı Yükle

Uygulamamızı yükleyerek içeriklerimize daha hızlı ve kolay erişim sağlayabilirsiniz.