Emir Kır davasının perde arkası

featured
Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala

18 Ocak 2020 Cumartesi günü sabah saat 01’de Emir Kır’ın Sosyalist Parti’den atılması politik bir depremdi. Son seçimlerde Brüksel’de tercih oylarında dördüncü olmuştu. Yani geçici Başbakan Sophie Wilmès’ten daha fazla. Peki onu ne ile suçluyorlar?

Görünürde partisi PS, kendisini Türk milliyetçi partisi MHP’nin iki üyesini içeren bir heyeti kabul etmekle suçladılar. MHP’yi “aşırı sağ” olarak adlandırıp Avrupalı sağcıların milliyetçilik, ırkçılık, farklı olanların dışlanması, mültecilerin reddi,… gibi değerleri desteklemekle suçladı.

MHP’nin bu kadar aşırı bir geleneği var mı? Türkiye kültürünün İslamiyet öncesi kökleri var (Zerdüşt, Yezidi, Yunanlılar, Ermeniler), çoğunlukla Endülüs Sefarad Yahudileri ve XIX. – XX. yüzyılların modernliği aracılığıyla Batı katkıları da vardır. Ancak en büyük etki, İslami köklerden ve Osmanlı İmparatorluğu’nun altı asırlık yönetiminden kaynaklanmaktadır. Osmanlıda padişah Türk idi, ancak imparatorluk birkaç farklı toplumlardan oluşuyordu. Türkler, İmparatorluğu oluşturan etnik gruplardan biriydi. Toplumda başkalarına göre Türklerin öncelikleri yoktu. Öyle ki “Osmanlı dili” Arapça, Farsça ve Türkçe’nin bir karışımıydı ve Arapça harflerle yazılıyordu.

Milliyetçilik yoktu. Milliyetçiliğin doğuşuydu Osmanlı İmparatorluğunu yıkan temel olay. İmparatorluğa, özellikle Arap milliyetçiliğini geçirip aşılayanlar İngilizlerdi. Bu bölünme ile karşı karşıya kalan Müslüman çevreler, “ümmet” kavramını ileri sürdüler; Arapçada “toplum” anlamına gelen,başka deyimle “Müslüman toplumu” manasında idi. Osmanlı İmparatorluğu’nun parçalanmasıyla birlikte, ülkede kalan tek şey “Türk milliyetçiliğini” ilan etmekti. Atatürk ve partisi, Sosyalist CHP, 1920’deki kuruluşundan bu yana milliyetçi bir ülke yaptılar.

Ancak bu milliyetçilik, İslam kültürünün filtresinden geçerek değişime uğradı. Değişik toplumlar hakkında, Kuran 5/48’de şöyle belirtmektedir:… eğer Allah dileseydi sizi bir tek toplum yapardı, fakat bu, verdikleriyle sizi denemesi içindir; o halde iyiliklere koşusun, hepinizin dönüşü Allah’adır. … Kutsal kitabınızda böyle sözler varken, ırkçılığı ve diğer halkları reddetmeyi savunan büyük gruplar kurmanız imkansız. Kurmaya çalışırsanız, mutlak birileri bu tür ayetleri halkın inünde size hatırlatacaklar. Sadece bir hatırlatma tüm ırkçılık çalışmalarınızı yok eder.

MHP’de bu kurala bağlı. Irkçılığı hiç savunmuyor. Tabii ki, Atatürk ve CHP tarafından ilan edilen milliyetçilik Türkiye’de devam ediyor. Ancak, yalnızca Atatürk ve vatan sevgisini içeriyor, aşırıcılıklardan arındırılmış bir milliyetçiliktir. Ülkenin çok uluslu yapısını reddetmek diye bir şey yok.

Peki neden MHP’yi aşırı sağ ile bağdaştırdılar? MHP’ye atfedilebilecek tek olay, Belçika remi medyası RTBF tarafından 15 Ocak 2020 tarihli bir makalede yayınlandı: 15 Aralık 1978 olaylarında Aleviler ve komünistler MHP milis üyeleri tarafından öldürüldü. Türk tarihinde bu dönem, sol ve sağ gruplar arasında bir iç savaştır. Gladio tipi yapıya çoğunluğu Alevi olan Komünistler karşı çıkıyorlardı. Ayrıca Amerikalıların destekçileri ile Rusların destekçileri arasındaki soğuk savaş vardı. Bu durumu görmezden gelip olaylarda sadece MHP’yi suçlamak yanlış olur. Birde bugünün belediye başkanlarını suçlamak tamamen yanlış, bu kişilerin o olaylarla hiç bir ilişkisi yok. Özellikle 40 yıldan daha eski olan bu olaylardan bu yana, PKK’nın onlarca yıllık terörüne rağmen MHP’den hiçbir kötü olay çıkmadı.

Bazılarının Emir Kır’a eleştirdiği bir diğer konu da “Ermeni soykırımı” nı tanımayı reddetmesidir. Bu konu Avrupa’da bir Türk karşıtı inanç haline geldi. Türkiye tüm arşivleri açmış ve tarihçilerden konuyu araştırmasını istemiştir. Buna rağmen bazı baskı grupları Türkiye’ye karşı çalışmalarına devam ediyorlar ve bazı devletlerin yasalar çıkarmalarını beceriyorlar, örneğin Belçika, Fransa, Almanya, ABD … Bazı ülkeler de bunu reddetti. Nisan 2014’te Türkiye Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan, Ermenistan hükümetine bir mektup gönderdi. Bu olayların tüm mağdurlarının anısına taziyelerini dile getirdi ve ortak komisyon talebini yineledi. Türkiye’nin tüm bu eylemleri adil ve meşrudur.

Peki bu Ermeni olaylarının gerçekleri nedir? Bu konuda uzun bir doktora tezi yazma yeri değil. Sadece temel ana hatları anlaşılır basit hale getireceğim. 1915’te olaylar sırasında, 1909 isyanı ile Padişah Abdülhamid’in görevden alınmasının ardından, Osmanlı hükümeti “Genç Türkler” tarafından yönetiliyordu / yönlendiriliyordu. Onlara “Jön Türkler” deniyordu. Bunlar, bugün “dönme” diye geçen, kandırmaca bir şekilde İslam’a giren, ve kendilerini Müslüman olarak gizleyen, Sabataycılardır, bkz. Sabatay Sevi, 1626-1676. Türk milliyetini kullandılar, birçoğu Mason idi. Tıpkı Emir Kır’a karşı davacılardan biri olan Jeremie Tojerow’un Yahudi Belçikalı olup Mason olması gibi. Onların tek bağlılıkları gelecekte kurulacak olan İsrail devletiydi. Osmanlı İmparatorluğunu haince vurdular, tıpkı o zamanda tüm Avrupa’yı haince vurdukları gibi. Milliyetçiliği 1914-1918 savaşını başlatmakla suçladılar. Gerçekte, Mason örgütleri aracılığıyla yönettikleri siyasi partileri kullanarak bu savaşı çıkardılar. Savaş başlar başlamaz Osmanlı İmparatorluğu’nu savaşın içine ittiler. Osmanlı İmparatorluğu’na yaptıkları ihaneti saklamak için Ermenileri Ruslarla işbirliği yapmakla suçladılar ve Ermenilerin kuzeydoğudan güneye sürülmelerini elde ettiler. Padişah ısrar edip “korunsunlar ve kötü muamele görmesinler” ifadelerini ekledi. Açıkçası, savaş sırasında telef olmuş bir ülkede, insanları sürgün ederseniz, onları koruyamazsınız. Ama bu Siyonistler için değersiz bir olay, önemli olan şey, ihanetlerinin gizlenmiş olmasıdır.

Bugün, Türkiye ve Belçika’daki aynı Siyonistlerin torunları, Türkleri Ermenilere karşı soykırım yapmakla suçluyorlar. Türkler 1071’den beri Ermenileri korudular. Türkler tüm o bölgeyi korudular, Balkanlar’dan, Arabistan’a, Cezayir’e kadar, hatta İspanya’dan atılan Yahudileri bile. Bu bölgelerin hepsinin halkları, Osmanlı yönetiminin 600 yıllık döneminde kültürel, dini ve milli kökenlerini korumuşlardır. Bu durumda, soykırım suçlamalarının Türkler arasında kabullenmesinin pek zor olması doğal bir şeydir! Birde Türk asıllı siyasetçiler bu sorunu çözmekle yükümlü değiller. Diğer devletlerin bu sorunu çözme niyetleri varsa, Türkiye ile müzakere etmeleri gerekir, akılla ve mantıkla.

Kısacası, Emir Kır hakkındaki suçlamaların sabepleri yanlış ve zayıf. Suçlamalar görevinde yaptığı profesyonel hatalar değil. Bu durum Türk kökenli tüm politikacıları kendilerini Türkiye’den tamamen koparmaya zorlamaktadır. Açıkçası bu imkansız ve kabul edilemez. Sonuç olarak bu durum, çifte vatandaşlı Türklerin Belçika’nın siyasi hayatına katılmalarının yasaklanması anlamına geliyor. Bu, diğer çifte vatandaşlı gruplardan istenmiyor. Peki olayların arkasındaki sorun nedir?

Yakın geçmişte benzeri başka olaylar da oldu. Belçika Türk toplumu baskı altında. Mayıs 2015’te Ermeni soykırımını tanımayı reddettiği için Mahinur Özdemir CDH partisinden atıldı. Nisan 2016’da, Joëlle Milquet’in Türk yardımcıları suçlandılar ve bu olay kendisinin istifa etmesine sebep oldu, oysa başarılı ve çalışkan bir kadın idi. Temmuz 2016’da Ahmet Koç SP.A partisinden atıldı. Ve şimdi Emir Kır PS’den çıkarıldı. Bir rahatsızlık var, ama nedir?

Bütün bu olaylar, Erdoğan’ın 30 Ocak 2009’da Davos’taki “One minute” çıkışından sonra gerçekleşti. İsrail Devleti’nin davranışlarını çok sert fakat doğru kelimelerle eleştirdi. Bu olay, 20 Ocak 2009’da sona eren Bush döneminin son ayında İsrail ordusunun Gazze’yi işgal etmesinden birkaç gün sonra gerçekleşti. Bundan önce Erdoğan, İsrail ve komşuları arasında barış yapmaya çalışıyordu; Amerikan Yahudi dernekleri tarafından ödül verildi. Bu işgal Erdoğan’a İsrail’in gerçek yüzünü gösterdi; yani İsrail’in barışı reddettiğini. O zamandan beri Erdoğan yoluna devam etti ve İsrailin işlediği suçlara karşı konuşmaya devam etti. Buna karşılık, o zamandan beri ve sürekli olarak Avrupa medyası Erdoğan’ı kirletmeye başladı. Diktatör de dahil olmak üzere tüm etiketleri vurdular. Aslında bütün bu medya sadece İsrailli Siyonistlerin verdikleri emirleri izledi. Amaçları Erdoğan’ı yıkmak.

Türkiye’deki iç müttefiklerini Fetö’yü kullanan Siyonistler, 2015 askeri darbesini başlattı. Siyonistlerin kontrolü altında olan ABD darbecilere yardım etti. Avrupalılar da darbecileri desteklediler. Türk halkının desteği ile darbe başarısız oldu. Darbeye katılanlar ve Fetöcüler adalete sevk edildi. Bu dönemden beri, bütün Fetöcüler yargılanıyor, yani on binlerce insan. Türkiye aleyhine ihanete katılanlar cezaevinde kalıyorlar, diğerleri serbest bırakılıyor.

Türkiye’deki Kürtlerin durumu Erdoğan’a karşı yapılan başka bir suçlama. Gerçekleri anlamak için bir tarihsel hatırlatma gerekiyor. PKK 1978’de solcu siyasi parti olarak kuruldu. Sol ve Sağ militanlar arasında bir iç savaş dönemiydi. 12 Eylül 1980 askeri darbesi bu iç savaşı sona erdirdi. Fakat Kürtler, Araplar, Ermeniler, … üzerindeki milliyetçi baskı pek arttı. Sokakta Kürtçe konuşmak yasaklandı! Bu darbe, milliyetçiliğin ve CHP’nin egemen olduğu eski rejimin geri kalanları tarafından gerçekleştirildi. Bunun ardından PKK 1984’te silahlı mücadeleye başladı ve bir terör örgütü oldu. Bu durum 2005 yılına kadar 30.000 kişinin ölümüne sebep oldu.

İlk yıllarda, 2006’dan önce, Erdoğan durumu yatıştırmaya başladı ve milliyetçilerin Kürtlere reddettiği birçok hakkı verdi. Tabii ki Kürtçe konuşma özgürlüğü, aynı zamanda Kürtçe televizyon kanalıda kuruldu. 2009 yılının başında Erdoğan siyasi sorumluluğu üstlenerek Kürtlerle müzakere etmeye karar verdi. Çözüm süreci başladı, bir anlaşma imzalandı. Toplumdaki gerginliklere rağmen her iki tarafta anlaşmaya uyuyordu. Türkiye toplumunu sakinleştirmek, milliyetçiliği azaltmak ve barışa ermek için büyük bir adımdı. Ancak yol tuzaklarla dolu idi.

Arap Baharı, Suriye’deki savaş ve DAEŞ’in kurulması (“İslam Devleti” adını gasp ederek), tüm bölgeği karıştırdı. 2014 yılında DAESH, PKK’nın Suriye kanadı PYD’nin bulunduğu Kobane kasabasına saldırdı. 20 Ekim 2014’te Türkiye, Irak’taki Kürtlerin PYD’ye yardım etmek ve DAEŞ’i püskürtmek için silahlarını Türkiye üzerinden geçirmelerine izin verdi. Şehir Ocak 2015’te DAEŞ’ten geri alındı. Mükemmel bir başarı idi.

Birkaç ay sonra, 20 Temmuz 2015’te, Türkiye’de Kobani’ye 10 km mesafede bulunan Suruç şehrinde Kürt yanlısı HDP patisinin binasında bir patlama oldu. 34 kişi öldürüldü. Kürtlerden bazı bölümler Türk hükümetini suçladı ve iki gün sonra, 22 Temmuz’da, Ceylanpınar’da Türk askerlerine saldırı düzenlendi, 2 asker öldürüldü. Bu iki saldırı, Türkiye ile Kürtler arasındaki anlaşmalara son verdi ve savaş yeniden başladı.

Bu iki saldırıyı kim yaptı? Suruç için, o zaman soruşturma DAEŞ’in eli olduğu sonucuna vardı. Ceylanpınar için PKK, kendilerinin yapmadığını, muhalif küçük bir grubun yaptığını söyledi. Bu iki saldırı olmadan Çözüm süreci sonuca varabilirdi ve barış olabilirdi. Bu olayları kimin yaptığı sorusu bugün halen açık; en azından benim için.

Bir yıl sonra, 15 Temmuz 2016’da Fetö askeri darbe başlattı ve Erdoğan’ı devirmeye çalıştı. Zaten 24 Kasım 2015’te bir Fetöcü pilot Türkiye-Suriye sınırında bir Rus uçağı düşürmüştü ve Türkiye ile Rusya arasında büyük bir krizi tetiklemişti. Aslında, Fetöcüler basitçe Erdoğan hükümetnin attığı bütün adımları sabote ediyorlardı. Suruç ve Ceylanpınar’daki bu iki saldırının her iki tarafa sızmış Fetöcüler tarafından gerçekleştirilmiş olması büyük bir olasılık. Araştırmaları o zamanlarda hükümete sızmış olan Fetöcülerin yapmış olma ihtimali büyük.

Bu olayların hepsi bir soruyu ortaya çıkarıyor: Fethullah Gülen kim? Gülen, Masonlara benzer mezhepçi ve elitist bir örgütün başında. Erdoğan 2002’de iktidara gelmeden önce, 1999’da ABD’ye sığındı. Bu tarihten sonra Erdoğan, Avrupa yasalarını uyguladı. CHP’nin egemen olduğu eski rejimden kaçan birçok muhalif Türkiye’ye geri döndü. Gülen’e geri dönmesi için birkaç çağrı yapıldı. Hepsini reddetti ve geri dönmedi. 2016’daki başarısız darbeden bu yana, Türkiye defalarca iade talebinde bulundu, fakat ABD reddetti.

Peki ABD neden onu iade etmeyi reddediyor? Darbe, ABD ve Avrupa’daki birçok ülke tarafından desteklenen Fetöcüler tarafından gerçekleştirildi. Bütün Batı medyası darbecilerin tarafını tuttu. Bu durum, Fetöcüler, ABD ve Avrupa arasında bir tür ittifak olduğunu öneriyor. Amerika Birleşik Devletleri ve Avrupa’yı kim yönetiyor? Siyonistler! Gülen’in iade edilmemesinin nedeni, ailenin bir parçası olmasıdır. Siyonist şebekenin bir üyesidir. Ayrıca, kariyerinin başlangıcında, 1960’larda Sabatay Sevi’nin evini ziyaret etmiş ve oradakiler kendisine Mehdi diye hitab etmişler. Gazetelere göre annesi Yahudi ve babası Ermenidir.

Bütün bunlar Gülen’in Sabataycı olup Siyonistlerle iyi bağlantılı olduğunu gösteriyor. Emir Kır’a karşı şikayette bulunan Jeremie Tojerow ve Simone Susskind nasıl Yahudi ve Siyonist ise, Gülen’de aynıdır.

Her şey gösteriyorki Emir Kır’ın partiden atılması gerçekten Siyonistlerin Belçika içişlerine karıştığını gösteriyor. Birçok saldırı ve savaşın arkasına yakından baktığımızda, ipleri çekenlerin Siyonistler olduğu görünüyor. İlginç olan şey, Jeremie Tojerow’un Yahudi kökenli, Masonik ve Siyonist bağlantılarının hiçbir medyada yayınlanmamış olmasıdır. Halk bu durumdan tamamen habersiz. Ve aynı anda, Emir Kır’ın Türkiye ilişkileri abartılıp büyütüldü. Bunun adı “Siyonistlerin korunmasıdır”.

Anlaşılıyorki, birçok hükümete sızan ve dünyada kaos yaratmak için çalışıp ipleri çeken bir Siyonistler şebekesiyle karşı karşıyayız. Bu şebekenin Sabatay Sevi’den (1626-1676) beri çalışmaya başladığını söyleyebiliriz. O zamandan beri Avrupa ve Osmanlı İmparatorluğu’nun tüm tarihi gözden geçirilmeli ve düzeltilmelidir. Çünkü birçok kişinin kimlik ve bağlantıları gizlenmiş olabilir.

Bu metin uzun yıllar süren benim kişisel düşüncelerimin sonucudur. Ne Yahudilere, ne Siyonistlere, ne de Masonlara karşı, ne de herhangi bir gruba karşı hiçbir derdim yok. İnsanlığın barışına ve çok uluslu yapısına olan saygı ve bağlılığımı net olarak ifade ediyorum. Bu amaçla bu makaleyi yazdım.

Mehmet İnan

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Uygulamayı Yükle

Uygulamamızı yükleyerek içeriklerimize daha hızlı ve kolay erişim sağlayabilirsiniz.